14 Şubat 2014

Kamus-i Fransevi ― Şemseddin Sami

Şemsettin Sami (1850, Fraşer - 1904, İstanbul)

Arnavut asıllı Osmanlı Yazar, Ansiklopedist.
Zosimea Lisesi, Yanya.
Diller: Türkçe, Arnavutça, Yunanca, Latince, Fransızca, İtalyanca, Arapça, Farsça.
Bkz: Taaşşuk-ı Tal'at ve Fitnat
Kamus-i Fransevi
Şemseddin Sami, Fraşeri
İstanbul, Mihran Matbaası ― 1882, 1885, 1905


Samy Bey, Fraschery (1850, Frasher - 1904, Istanbul)
Ecrivain ottoman d'origine albanaise, encyclopédiste.
Lycée Zosimaia, Ioannina.
Langues: Turc, Albanais, Grec, Latin, Français, Italien, Arabe, Persan.
Voir: L'Amour entre Tal'at et Fitnat
Dictionnaire Turc-Français, Français-Turc
Sami Frasheri
Constantinople, Imprimerie Mihran ― 1882, 1885, 1905
                               



































13 Şubat 2014

Jean-Pierre Melville Röportajı

Jean-Pierre Melville (1917-1973)

Sizi sürekli olarak Yeni Dalga'nın Babası olarak gösteriyorlar. Bu hoşunuza gidiyor mu?

Kendimi Yeni Dalga'nın içinde hiç hissetmedim, o dönemlerde, 1959'larda, zaten yaşlı birisiydim. Ama bu gençlere hep yoğun bir ilgi duydum diyebilirim. Onlara –gerektiğinde- tavsiyeler verebilen büyük bir ağabey olmayı kabul ederek, biraz yol aldım. Uymasınlar, tavsiyeler uyulsun diye verilmez.

1955'te Montmartre sokaklarında Bob le flambeur’ü çektikten sonra, Jenner stüdyolarını satın aldınız. Neden kendi stüdyolarınızın olmasını istediniz?

Pagnol ve Chaplin'in yaptığını yapmak için. Kendi stüdyonuzun olabilmesi için deli olmanız lazım. Başta kabus gibiydi, ama muhteşemdi de; çünkü aşağıda kalıyor, sabahın 3'ünde bir sonraki günün ışıklarını ayarlamak için stüdyoya iniyordum. Hepsi Haziran 1967’de yanıp kül oldu.
Kontrol tutkunluğunuz...

Sadece yönetmen olmak bana yetmiyordu. Her şeyi yapmak istiyordum. Her şeyine el attığım bir film çekmeyi çok seviyorum: fotoğraf, müzik, dekor... Bütün Fransız yönetmenler arasında, teknik anlamda en iyi olan bendim. Yapımcılıktan yönetmenliğe geçmiş kişileri bir kenarı koyarsak, şüphesiz, bir kameradan en iyi şekilde yararlanan tek kişiydim.

Bir filmin hangi aşamasını daha çok tercih ediyorsunuz?


Senaryo ve montaj; ilham ve son olarak gözden geçirme. Çekim oldukça korkunç bir şey, bunu bıktırıcı aşama olarak görüyorum. Bu yorucu uğraşların arasında bulduğum aralarda komedyenleri yönetmeyi seçiyorum.

Peki bu gangster furyası…

Gangsterler yoksul tiplerdir, sefildirler. Onları çok tanımıyordum, tamamıyla filmlerimdeki gibi değiller. Benim için bir gangster filmi özgürlük, ihanet, insanlar arasındaki ilişkiler, arkadaşlık, bireysel özgürlük üzerine kalbime işleyen hikâyeleri anlatma fırsatı veren sıradan bir tabloydu sadece.

Serseri Aşıklar'da "Hayattaki en büyük hedefiniz nedir?" sorusuna, şöyle yanıt veriliyordu: "Ölümsüz olmak, sonra da ölmek…" Ölüm sizi hiç korkutmuyor gibi…

Ölüm beni bütünüyle farksız kılmıyor, bunu çok iyi biliyorum. Hayatımız ölümle doğuyor, bir anda, bir dakika sonra, on saat sonra, altı ay sonra... Gerçekten de büyütülecek hiçbir şeyi yok.

Jean-Pierre Melville 2 Ağustos 1973 tarihinde Paris'te bir restorandan çıkarken kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi...

Fransızcadan çeviren: Ali Hasar

4 Şubat 2014

Maxime Rodinson Röportajı

Batıyı Büyüleyen İslâm* kitabınızda İslâm’ı Hıristiyan Batı’nın bir muarızı olarak evvelâ siz belirtmiştiniz. Huntington gibi -Medeniyetler Çatışması- yaşadığımızı düşünüyor musunuz?

Batı’yla Doğu arasında bir mücâdelenin olduğu aşikâr, ama zevâhiri muammalı. Buna binaen, bu ya da buna benzer bir olayın küresel olarak medeniyetten kaynaklandığını asla söyleyemeyiz.

Peki, siz emareleri tahakkuk etmiş miydiniz?

İslâm ülkeleri ile Hıristiyan ülkeleri arasındaki savaş İslâmiyet’in doğuşundan itibaren, 14 yüzyıldır sürüyor. Hatta çatışmalar bazen günümüzdekinlerden daha çetin geçiyordu. Haçlı Seferleri’ne bakın, sonra sömürge savaşlarına… Bugün, temayüller artık millî âmillere indirgenmiş durumda; bu doğru değil. Mesela: Mısırlı yönetmen Yusuf Şahin’in, Napolyon’un Mısır Seferi’ni anlatan Elveda Bonapartefilmi. Şahin, olayları muâsır millî tasavvur ile anlatıyor: Mısır’daki Araplar, ecnebilerin zabtına karşı geliyorlar. Esasen, bu anlatı Araplardan daha ziyade Müslümanların infialini gösteriyor. Millî şuur nizâmsız, müphem hareket ediyor, buna mukabil muâsırlar semavî bir menzilden yaklaşıyor: Küffâr cenk meydanında.

Bu şer’i kaide günümüzdeki çatışmada yer alıyor mu?

Doğal olarak. İslâm; doğuşundan, yayılışından itibaren sapkın İsevî bir hareket olarak görüldü: “Sahte bir peygamberin sancağı altında Tanrı üzerinden tahrifatları, farzları, İsa’nın vazifesini telâkki ediyorlar.”

Müslüman teröristleri silâhlandıran kim? İslâm mı?


Bilâkis, İslâm’ı anlayış biçimleri. Bu temel fikriyatla eylemlerini gerçekleştiriyorlar.


Dinin bizzat kendisi etken mi?

Hayır. İki taraf karşılaştırıldığında her şey işin içine girer: Para, güç, din... Hangisi hangisinden üstün gelir? Ayırt edemezsiniz. 11 Eylül Saldırıları, beynelmilel Doğu-Batı savaşından tecrit edilemez.

Batı’nın bu nefreti nasıl izah edilebilir?

Müslümanlar için Batı ne anlama gelir? Hıristiyan dünyası, ehl-i münkir, kâfir, Muhammed’den kaçınan akvam-ı beşer... Şayet mümkünse sözle savaşırlar, yoksa bilfiil; kılıçla. Tabiri caizse bu nefretin yurtsever bir temayülü de vardır. Batı size karışmadığı müddetçe selâmet üzerinesinizdir. Hele bir değerlerini dayattığı görülsün… mazlumken zalim olur. Bugün olaylara daha itidalli bakabiliyoruz, nereden baksanız elli küsür senedir. 1965 senesinde İkinci Vatikan Konsili İslâm’da mühim değerlerin olduğunu açıklamıştı, gel gelelim sonradan gelen papalar bunları açıklamadılar pek.

Bu nefret; hınçtan ve öfkeden nasıl besleniyor?

Refah seviyesinin muhakkak büyük bir etkisi var. Müslümanlar Avrupaî tasavvurun ve muaşeretin etkilerini küçük görmüyorlar, onlara maruz da kalabiliyorlar.

Müslümanların bu hıncı sömürgecilik ile alâkalı mı?

Daha da evvelinde başlıyor. VII. Yüzyıldan itibaren… Müslümanlar hiçbir zaman sömürgecilik bilincinde olmadılar, ama Avrupa’da güçlü emelleriyle hükümdarlarını kabul ettirdiler. Mevcut Müslüman ülkelerin çoğu aynı zamanda Hıristiyandı: Mısır, Suriye, Türkiye… Uzun süre boyunca, en güçlü, en zengin ve en uygar olan Müslümanlardı.

Peki, Batı nasıl galip gelebildi?

Yüzyıllar boyunca güçle, aynı zamanda fikir ve ticaretle. Bu uzantı 1300’lü 1400’lü yıllarda başladı. Hıristiyan Batı teknolojik hükümranlığının yayılmasıyla 1800’lü yıllardan itibaren pastanın büyük dilimini aldı. Kısacası, Batı’nın topu tüfeği daha hızlı ateş ediyordu…

Sizin de üzerinde durduğunuz gibi; İslâm, toplumlarda aşk ve şevk uyandırdı…

İslâm, muhteviyatında saflık ve cezbe olan bir din. Dünyada her şeyi düzene sokan bir İlâh… İhtidâ etmek için şunu demek yeterlidir: Şahitlik ederim ki, Allah'tan başka hiçbir İlâh yoktur ve yine şahitlik ederim ki Muhammed, O'nun kulu ve elçisidir. Bunu söyleyerek Müslüman olursunuz. Yeni mühtedileri sünnet etmek İslâm’ın bir şiarıdır mesela, farz değildir. Napolyon’un askerleri İslâm’a dönmedilerse şayet bunda Müslüman ulemanın iki şartı koşması vardır: birincisi sünnet, ikincisi içki içmemek. Bu ikincisi kabul edilemezdi, işte bundan dolayı Fransız askerlerinin neden Müslüman değil de Hıristiyan olduğunu anlayabilirsiniz.

Kimileri İslâm’ın barışı emrettiğini, kimileri şiddeti icra ettiğini söylüyor. Böyle bir sınıflamaya gidilebilir mi?

Hiçbir din topyekûn ne barışçıl ne de savaşçıldır. Kur’ân-ı Kerim’de aşkı ve güzelliği tavsiye eden surelere rastlayacağınız gibi şiddeti içeren surelere de denk gelebilirsiniz. Vâizler bu tip bağlamların o ânın ihtiyaçlarına ve tercihlerine göre olduğu söyler. İlgili konu birbiriyle tezat hususları da içerebilir. Kur’ân’ın ilk inen ayetlerinde mesela şarabın (hamr) içilebileceği belirtilir, sonra bu yasaklanır. Bundan dolayı İslâm’da nasih ve mensuh diye bir ıstılâh vardır. Nesh var mı? Tanrı nesh etmiştir.

İslâm neden Batı’da müspet bir tasavvur olarak görülmüyor?

Belki de Müslümanların Avrupaî düşünce çarklarını ihtiva edememesinden. Mızrakları çuvala sığmıyor. Sorun, cehalet: Müslümanlar Hıristiyanlara karşı, Hıristiyanlar da Müslümanlara...

Le Point

[*] Rodinson, Maxime. Fr. La Fascination de l’Islam. İslâm’ın Mirası - Batıyı Büyüleyen İslâm, 1983. Çev. Cemil Meriç, Pınar Yayınları, İstanbul.

Fransızcadan çeviren: Ali Hasar

[1 Şubat 2014'te Heyula Eleştiri'de yayımlanmıştır.]

1897 ― Kars Nüfusu ve Konuşulan Diller


1897 / Kars Oblastı'nda Konuşulan Diller, Lehçeler

Türkçe: 104.457 [Tatlar da katılırsa: 104.463 Tatların katılma amacı İbranice ayrıca belirtildiği için bunların Türk kökenli olduğu düşünülebilir, ayrıca Tat dili Farsçadan çok Türkçeye yakındır) > Anadolu Türkçesi: 63.547 / Karapapak Türkçesi: 29.879 / Türkmence: 8442 / Tatar Türkçesi: 2347 / Başkurt Türkçesi: 207 / Kumuk Türkçesi: 21 / Çuvaş Türkçesi: 7 / Karaçay Türkçesi: 6 / Nogay Türkçesi: 1 Tatlar : 6]

Ermenice: 73.406

Kürtçe: 42.968

Pontus/Rumca: 32.593

Rusça: 22.327

Ukraynaca: 5279

Polonya/Lehçe: 3243

İbranice: 1138

Litvanya/Litvanca: 892

Suriye/Keldaniler/Süryanice: 585

Farsça: 568

Gürcüce: 543

Oset/Osetçe: 520

Estonya/Estonca: 455

Lezgiler: 448

Almanca: 430

Beyaz Rusça: 250

Çingene: 130

Çeçence lehçeleri: 124

Çerkezce lehçeleri: 97

Letonya/Letonca: 64

Moldova/Rumen/Rumence: 47

Mordovya: 26

Çek/Slovak: 11

Kyurinskoe: 11

Talış: 10

Diğer Lezgiler: 9

Karaçay: 6

Dargiler: 6

Diğer: 5

Fransızca: 4

Udinsky: 2

...

Toplam: 290.654

Ayrıca, bkz: Kars Oblastı

Arşiv: Demoscope / Recensement de l'Empire Russe (1897) — 1897 Rusya İmparatorluğu Nüfus Sayımı, Kars Oblastı

2011–2018 idea, schola, zâhir âlem