20 Şubat 2017

Werner Herzog — Aguirre, der Zorn Gottes

Sıradan bir 35 mm'lik kameraydı. Onu pek çok filmde kullandım, çalma olarak görmedim hiçbir zaman. Dürüst olmak gerekirse, benim için bir gereklilikti bu. Film çekmek istiyordum ve bir kameraya ihtiyacım vardı. Bu kamerayı bir şekilde almaya sahiptim, yetkim vardı. Eğer bir odada mahsur kalmışsanız ve havaya ihtiyacınız varsa, keski ve çekiç almalı ve duvara delik açmalısınız. Bu sizin en doğal hakkınızdır… 
Werner Herzog'un Aguirre, der Zorn Gottes filmini çekmek için Münih Film Okulu'ndan çaldığı kamera hakkındaki sözleri... (Harper's Magazine, Aralık 2006)


İnsan yaşadığı evrende maddiyatının ve maneviyatının paralelinde büyüyen istekleriyle hareket eder. Bu arzularının esiri olmamak için eyleme geçer ve kendi fıtratının el verdiği ölçüde tramplenlerde yükselmeye başlar. Zıpladıkça daha da yukarı çıkacağını düşünür, bir süre sonra kendi omuzlarına basarak yükselir ve sonunda yükselmeyi alçakgönüllülükte bulur. Mâmâfih, başkalarının omuzlarına basarak yükselmeye çalışanlar, yükseldikleri sanrısıyla baş başa kalır. Burada iyi ve kötü kavramlarının insan ve çevresiyle ne derece değerlik kazandığı ortaya çıkar. 

İnsan insan ile mümkündür. Evrende insanlık, siyah ve beyaz, savaş ve barış, iyi ve kötü gibi birbirinin antonimi bulunan kavramları yaşamakta ve bunun sonuçlarını kendine almaktadır. İnsanın içinde bitmek tükenmek bilmeyen tüketme arzusu, kendi siyahlığının dibini bulmasına sebebiyet vermektedir. Aristoteles şöyle der: Arzu öyle bir şeydir ki hiç doymak bilmez. Birçok insanın hayatı, arzularını doyurma yollarını aramakla geçer. Bu arayış hep devam eder ve ulaştığı noktadan geriye baktığında arada bir mesafe olduğunu görecektir. İlkçağ'daki toplayıcı kültürden sonra Ortaçağ'a gelindiğinde bu kültür yerini tüketici bir kültüre bırakmıştır. Bu husus, insanın hangi eşiklerden geçtiğini ve süreç içerisinde kendi arzularının ne derece basamak atladığını bizlere sunar. Arzu, tüketmeye yatkındır. Werner Herzog'un Aguirre, Tanrının Gazabı filminde bizlere sunduğu bu biraz da. İnsanın maddiyatında gelişen kıstasların insana neler yaptırabileceği başka bir ayrıntı. Ellerinde İncillerle kıtaları dolaşanlar ve bu insanların kendileri gibi olmayanlara ne derece selamet götürdüğü günümüzde net bir şekilde gözükmektedir.

Herzog'un kamerasından bu amaca giderken İspanyol kaşiflerin çektiği çileler ve başlarına gelen olayları görmekteyizdir. Amaç; El Dorado Altın Kentini bulmak ve bölgeyi kontrol altına almak. Herzog'a 5 filmde eşlik eden Nastassja Kinski'nin babası olan Klaus Kinski gibi Alman Sineması'nın dünyaya sunduğu önemli bir ismi görürüz. Herzog bu filmde Kinski'ye Aguirre rolünü verecek ve çekimler sırasında oldukça tartışmalar yaşayacaktır. Filmin çekilmesinden itibaren Kinski, Aguirre rolünü vahşi ve acımasız olarak oynamak isterken buna Herzog her defasında karşı çıkmıştır. Herzog'un istediği biraz daha sessiz ve bakışlarıyla tehditler savuran bir adamdır. Hatta Herzog, Klaus Kinski'den istediği performansı alması için sürekli kendisini kışkırtmış ve her çekimde buna bir adım daha yaklaşmıştır. Set ekibinin sayısının azlığı ve Herzog – Kinski arasındaki diyaloglarla film çekimleri de yıllardır konuşulur olmuştur. Klaus Kinski bir çekimden önce set ekibinin ses yaptığı gerekçesiyle kulübeye 3 el ateş etmiş ve bu mermilerden biri setten birinin parmağını yaralamıştır. Tüm bunlar dışında, yönetmen Herzog ve Kinski arasında da silah çekildiğini de söylememiz gerekir kanaatindeyim. Bunlar bize Aguirre der Zorn Gottes'in delilik, yanılsama üzerine güçlü bir film olduğunu göstermektedir. Bunu filmde geçen şu meşhur replikle verelim: 


Okello: Bu orman değil, bu gemi değil... 
(Kendisine ok isabet eder…) 
Okello: Bu ok değil... Oklardan korktuğumuz için onları hayal ediyoruz sadece.


Bütün yükün Klaus Kinski'ye binmesinin aslında özel bir sebebi yoktur. Aguirre rolünü iyi oynamıştır, hatta o bakışlarıyla Nazi Almanyası'na da atıflar da bulunmuştur. Aguirre'in söylemleri, dikta zihniyeti ve de cesareti bize saf Alman Irkını hatırlatmaktadır. Aguirre, Tanrının Gazabı filminin İspanyol kaşiflerin yanında rehberlik eden rahibin anılarından oluşmadığını, sadece hikâyeye inandırıcılık katsın diye öyle bir yola başvurulduğunu Herzog açıklamıştır. Minimalist hikâyesiyle ve çok az diyaloglarıyla ilgiyi hak eden bir delilik ve yanılsama filmi Aguirre der Zorn Gottes. 

Ben büyük bir vatan hainiyim. Bir başkası olmamalı. Bu görevi terk etmek isteyen ya da buradan kaçmaya çalışan, 198 parçaya bölünecek ve bu parçalar duvarı boyama kıvamına gelene dek ezilecektir. Her kim ki kendi payına düşenden bir damla su fazla içer, bir tane mısır fazla alırsa, 155 yıl mahkum edilecek!  Ben, Aguirre! Kuşların ağaçtan düşmesini istediğimde kuşlar düşecek! Ben Tanrının Gazabıyım ! Ayak bastığım yer beni görecek ve titreyecek! Ama her kim ki beni ve nehri takip edecek olursa, sayısız hazinelerin sahibi olacak! Ama kim ister ki ?!  
Don Lope de Aguirre
Mayıs 2011

Benzer okumalar:

Bkz. Werner Herzog, Kaspar Hauser 

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

2011–2017 idea, schola, zâhir âlem